21 Aralık 2009 Pazartesi
OH MY GOD!
Cumartesi günü işten erken çıktım (her zamankine göre erken yani aslında çok da erken değil). Yine de keyifliydim elbette. Gerçi o gün istediğim gibi çalışamadım. Bir sürü olmadık saçmalık çıkarıldı karşımıza işsel açıdan. İşimizi oldukça zorlaştıracak yeni bir programın eğitimini bile cumartesiye eklemeye çalıştılar. Neyse ki saat biri biraz geçe şirketten çıkabildim. Hiç araç olmadığı için mecbur dolmuş beklemeye koyuldum ve bu bekleyişin de en az onbeş dakika süreceğini bildiğim için, beklerken amirali aradım. Hoş onun da işi vardı çok konuşamadık ya neyse. Sevgili Derya'yla 'Avatar' için görüşecektim, onu arayamadım, kendimi arattırdım :) Görüştük, netleştirdik buluşma saati, nasıl gidileceği vs. gibi konuların hakkından geldikten sonra telefonu cebime atıp sonunda teşrif eden dolmuşla eve doğru yola koyuldum. İndiğim durak, sürekli kıyafetlerimi diktirdiğim terzinin bulunduğu sokağın yol ağzı aynı zamanda. Terzinin önünden geçerken pardesünün kalan hesabını kapatmak niyetiyle içeri daldım. Hesabı kapatıp, kot kumaşı ve yeni modeller üzerine bir kaç cümlelik sohbetin ardından en kısa zamanda elimde kumaşlarla kapıda dikileceğim taahhüdüyle dükkandan ayrıldım. Yokuş inişidir terziden sonra bizim eve giden yol. Elimi cebime attım o an. Niyetim annemi aramaktı. Lakin cebimde aradığım şeyi bulamayınca çantama yöneldim hemen. Daha önce de telefonumu dolmuşta bir arkadaşa çaldırdığımdan, çok tanıdık şeyler hissettim o anda. Kızgınlık ya da öfke içimdekileri anlatmak için ne yazık ki yeterli kelimeler değil. Üstelik; çaldırdığım için, kendimi çok da suçlu hissettim! Çalanda değil, çaldıranda kabahat bu devirde artık malum! Aklımdan 'amiral bir sürü şey sayar şimdi pofs' diye geçirip kendi kendime hayıflandığımı hatırlıyorum. Çantamı yerle bir edip aradığım şeyi bulamayınca panik olmadım. İlk çaldırdığımda yaptığım gibi etrafıma bakındım. (tek farkla ki o anda hala dolmuştaydım) Hemen sol tarafıma denk gelen markete daldığımı hatırlıyorum. Genç bir arkadaş duruyordu markette ve hangi kelimelerle istediğimi tam hatırlayamasam da; sonunda telefonunu bana uzatmasını sağlayabildiğimi hatırlıyorum. Elim ayağıma dolaşarak kendi numaramı çevirdim. Nasıl bir ruh haliydi yaşadığım bilmiyorum. Panik, bay hırsıza duyduğum öfke, o an karşımda olsa elimdeki çantayı fırlatma hissi falan hepsi bir aradaydı...Telefonum dört ya da beş kez çaldı ben beklerken. Aklımdan geçen görüntü; hırsızımın telefonuma bakıp, kayıtlı olmayan bu numarayı 'cevaplasam mı, cevaplamasam mı?' şeklinde tereddüt eden hali gibi bir şeydi. Ben kafamda bu paranoyayla paslaşırken telefon açıldı.'Alo?'O anda aklıma hükmeden hangi benliğimdi? O kelimeleri bana ne söyletti bilmiyorum ama söyleyiverdim. Allah'ım! Üstelik yanımda, hırsızıma çemkirmek için telefonunu ödünç aldığım birey de vardı. Seyirciyle oynuyordum yani resmen!'Afedersiniz' dedim. Bir 'hırsız bey' demediğim kaldı gerçi bu ne ki?'Afedersiniz ama, telefonumu ne gibi bir amaçla aldığınızı öğrenebilir miyim?' dedim...!!!Karşı taraftan cılız bir 'abla' çıktı ama ben durmadım. Dinleyen bir hırsız buldum, niye durayım ki, önceki telefonun hesabını da görmem lazımdı. 'Hiç vicdanınız yok mu sizin?'Sustum, muzaffer bir konutan gibi cevap bekliyodum artık, marketçi arkadaş da benimle beraber bu konuşmanın sonunu bekliyordu, şaşkın yüz ifadesinden belliydi hali. 'Hırsız'ım konuştu sonunda, keşke konuşmasaydı!'Abla dur' dedi. 'Dükkanda unutmuşsun telefonunu, telefonun burda abla, gel al hemen' dedi.O an hissettiklerimi anlatmaya lugatim yeterli gelmez. Telefonu çocuğa ne zaman teslim ettim, nasıl geri dönüp terziye yollandım hatırlamıyorum. Dükkandan içeri girerken Bay hırsız(!) gülümsüyordu.Ben düştüğüm durumun vehametinin farkında ve yerin dibindeydim. 'Ne kadar mahcup oldum anlatamam, çok özür dilerim' diye bir kaç kez tekrarladığımı hatırlıyorum.Telefonu uzatan terzi abimizin; 'Kusura bakma abla, gülüyorum ama...' deyişini, 'Ne demek istediğiniz kadar gülebilirsiniz, durum ortada' diye cevap verişimi hatırlıyorum. Eve kadar nasıl gittiğimi bilmiyorum. Yol boyunca 'yer yarıl..' diye söylenip durduğumu biliyorum ama.Akşam; sürekli gittiğim, kıyafetlerimi diktirdiğim terziye bir dahaki gittiğimde adamın olayı unutmuş olması için dua ettiğimi söylüyorum olayı anlattığım Pelin'e...Cevap şu olunca şaşırmıyorum; 'Çok üzgünüm ama Derya abla, adamcağızın bu olayı kolay kolay unutabileceğini sanmıyorum'Ne yazık ki ben de sanmıyorum. Acaba telefonum çalınmış olsaydı daha mı iyi olurdu ki?Allah'ım ya...!
16 Aralık 2009 Çarşamba
PERİ
Aslında epey zamandır şöyle uzun bir post yazayım bloguma diye düşünmekteyim.
Lakin malumunuz bloga şirkette giremiyorum. Nereye bakıp da, hangi güzide postumda sakınca görmüşler bilmiyorum lakin artık sağır sultanın da bildiği gibi sevgili Mörfi'm mimli. Sırf bu sebepten, sadece ve sadece gözümden ırak olduğu için yazamıyorum, yoksa yazmayı sevmediğimden değil.
Bugünden kısa notlar geçeyim mesela. (Bugünkü konu mankenim; sevgili meslektaşım Peri, affına sığınarak elbette :P)
*Bütün gün, doktorun gelmesini dört gözle bekledik. Niye? Peri için elbette. Doktordan ülserinin ciddi derecede olduğunu öğrendi. Hemen ilaçlar temin edildi. Arada bir acıkıp birşeyler yemek istemesinin tek sebebi midesindeki o hain yaralarmış.
Geçmiş olsun pericik.
*İlaçları geldikten sonra, sessiz moduna geçip prospektüsleri (belki de son satırına kadar) sabırla okudu. Sonra da yan etkiler bölümündeki kelimelerden birini (geğirme) fosforlu kalemle çizip, ilginç bir gülümseme eşliğinde Side'yle bana gösterdi. Peşinden de 'uyarayım şimdiden, ben sorumlu değilim' bakışı attı bize. :)
*Biraz evvel de büyük ihtimalle gogıl amcanın yardımıyla bulduğu bir siteden yasak yiyecek listelerine baktı. Bir kaç sayfa çıktı aldı ve 'ülser' hakkındaki araştırmalarına devam etti.
Lakin bazı tepkileri ilginçti.
'....... yasakmış.'
'hiiiiaaaaaaaa'
Ketçap yasakmış.!
hmm mayoneze bişiy yazmamışlar.
gazlı her şey yasak ya :(
hiiiiiiiaaaa! Çikolata da yasak, nası yaaa..!
....................................!
*Beş dakika sonra Peri elinde bir paket metroyla kendi kendine
konuşuyordu. 'Çikolata yasakmış, hıh!'
Çikolatanın ambalajının yirmi saniyede çöpü boyladığını söylememe gerek yok sanırım. :)
*Annesinin evde nohutla kendisini beklediğini öğrendiğinde; kadıncağıza telefonda savurduğu son cümle gayet tehditkardı.
"Neyse, eve gelince görüşürüz bebeğim..!'
*Çıkmadan önce sağ kaşımın seğirdiğini söylediğim sevgili iş arkadaşım, sağ elini kaldırıp 'bana bakma be, kime bakarsan o ölür!' diye çemkirip beni komaya soktu :)
*Deli peri; sözlünün ne kadar şanslı olduğunu burada ilan etmeme gerek yok herhalde :)...
Lakin malumunuz bloga şirkette giremiyorum. Nereye bakıp da, hangi güzide postumda sakınca görmüşler bilmiyorum lakin artık sağır sultanın da bildiği gibi sevgili Mörfi'm mimli. Sırf bu sebepten, sadece ve sadece gözümden ırak olduğu için yazamıyorum, yoksa yazmayı sevmediğimden değil.
Bugünden kısa notlar geçeyim mesela. (Bugünkü konu mankenim; sevgili meslektaşım Peri, affına sığınarak elbette :P)
*Bütün gün, doktorun gelmesini dört gözle bekledik. Niye? Peri için elbette. Doktordan ülserinin ciddi derecede olduğunu öğrendi. Hemen ilaçlar temin edildi. Arada bir acıkıp birşeyler yemek istemesinin tek sebebi midesindeki o hain yaralarmış.
Geçmiş olsun pericik.
*İlaçları geldikten sonra, sessiz moduna geçip prospektüsleri (belki de son satırına kadar) sabırla okudu. Sonra da yan etkiler bölümündeki kelimelerden birini (geğirme) fosforlu kalemle çizip, ilginç bir gülümseme eşliğinde Side'yle bana gösterdi. Peşinden de 'uyarayım şimdiden, ben sorumlu değilim' bakışı attı bize. :)
*Biraz evvel de büyük ihtimalle gogıl amcanın yardımıyla bulduğu bir siteden yasak yiyecek listelerine baktı. Bir kaç sayfa çıktı aldı ve 'ülser' hakkındaki araştırmalarına devam etti.
Lakin bazı tepkileri ilginçti.
'....... yasakmış.'
'hiiiiaaaaaaaa'
Ketçap yasakmış.!
hmm mayoneze bişiy yazmamışlar.
gazlı her şey yasak ya :(
hiiiiiiiaaaa! Çikolata da yasak, nası yaaa..!
....................................!
*Beş dakika sonra Peri elinde bir paket metroyla kendi kendine
konuşuyordu. 'Çikolata yasakmış, hıh!'
Çikolatanın ambalajının yirmi saniyede çöpü boyladığını söylememe gerek yok sanırım. :)
*Annesinin evde nohutla kendisini beklediğini öğrendiğinde; kadıncağıza telefonda savurduğu son cümle gayet tehditkardı.
"Neyse, eve gelince görüşürüz bebeğim..!'
*Çıkmadan önce sağ kaşımın seğirdiğini söylediğim sevgili iş arkadaşım, sağ elini kaldırıp 'bana bakma be, kime bakarsan o ölür!' diye çemkirip beni komaya soktu :)
*Deli peri; sözlünün ne kadar şanslı olduğunu burada ilan etmeme gerek yok herhalde :)...
12 Aralık 2009 Cumartesi
KİTAP GÜNLÜĞÜ
Etiketler:
Kitaplar
11 Aralık 2009 Cuma
İNŞA-ALLAH
Yağmurlu, kasvetli, karanlık gibi görünen bir gün bugün. 'Gözlerdeki kasvete ve yaşa sebep olanlarınsa; saçı dökülsün' şeklinde kişiye özel bir cümle sarf etmek geldi içimden. Yolunmasına gerek kalmaması için bu dilek, yoksa kötü bir amacım yok inan ki...Sebebini sorma Mörfi. 'Niye'si bende saklı zira. Yine de muhatabı okur okumaz amin diyecektir buna. Bu senin için Side. Şu anda sana çok zor gelse de; ilerde bugünleri hatırlayıp 'ne ka sulu gözlüymüşüm ya hu!' diyerek güleceğinden eminim ben...Geçecek bugünler, hem o kadar çabuk ki, sen dahi şaşıracaksın hızına...(Bir bakmışsın otuz olmuşsun falan mesela !!! )Yüzünü kim daha çok güldürecek ve kim daha çok mutlu edecekse seni; o doğsun hayatına.Senin istediğin değil, hakkında en hayırlısı nasılsa öylesi olsun...İnşaAllah....Amin...
01 Aralık 2009 Salı
DURUM BUDUR: BİR ARALIK
*Bayramda oturmamızla kalkmamızın bir olduğu epey ziyaret gerçekleştirdik. Amiralin akrabalarının arasında yaygın bir şekilde gerçekleşti bu durum... Konuk olduğumuz evlerden birinden içeri yeni girmiştim (ki kalabalık bir gurup olarak gezinmekteydik ve ben eve son sıralarda girenlerdendim) Bizim gurubun eve benden önce girenlerini veda edip evden ayrılırken buldum! :)Jet bayramlaşma konusunda rekor kırdığımızdan kesinlikle eminim.
*Amiral; bayram sırasında gelen teklifler sebebiyle, aracı satıp, yeni araç mı alsam düşüncelerine dalmış, kara kara düşünmeye başlamış durumda. Yandığımızın resmidir ki; önümüzdeki üç ay boyunca otomobil dışındaki konulara dikkatini verebileceğini sanmıyorum. Daha şimdiden, her konuşmanın başında 'selamün aleyküm hayatım'ın peşinden, 'bir araba var hayatım, bilmem kaç model .........., hatta istersen sana resmini atayım' tarzı cümleler kurmaya başladı. At hayatım fotoları at, ben senin 'kafayı arabalara takmış' da dahil, her halini seviyorum :)
*Biraz evvel peri 'veer zara' filminin şarkılarından birini mırıldanıyordu. Hem de sesini Hintlilerin yaptığı gibi incelterek... 'meyn ya haaaaaaaaaaaaaaaaa' şeklinde. Düşünün; peri, ben işe ilk başladığımda (ve de hala) Hint müziğinden ne derece nefret ettiğini anlatıp duruyordu. Şimdi farkında olmadan Hintçe şarkı icra etmeye kadar vardırdı işi. Bir sene sonra işe sari ile gelir diye korkmaya başladım...
*Biraz evvel civciv; doğmamış kuzeni için yapacaklarını anlattı telefonda. Kucağına alacakmış, havaya atacakmış falan. Bi de 'ben ablayım, en büyük benim' falan dedi telefonda. Yükseleninin 'amiral' olduğuna bu konuşmadan sonra kesinlikle emin oldum :)
*Çok şey yazmaya niyetliydim aslında ama vakit yok, hoş, sen anladın. Durum budur mörfi :)
Etiketler:
Durum budur
30 Kasım 2009 Pazartesi
FİNİSH...
Bayram; yorucu, yoğun, bol gezmeli ve güzeldi. Arada can sıkıcı anlar da geçmedi değil.
Bu kez epey kısa süren tatil de bitmek üzere.
Halbuki, arefe günü hiç sona ermeyecekmiş gibi gelmişti....
Bu kez epey kısa süren tatil de bitmek üzere.
Halbuki, arefe günü hiç sona ermeyecekmiş gibi gelmişti....
Etiketler:
Durum budur,
İşler güçler bu alemde
25 Kasım 2009 Çarşamba
MÜBAREK BAYRAMLARRRR :)
*İşverenimiz çok özel bir ziyarette mörfi. Sanırım bir on gün daha yok buralarda. İşimizin önemli bir kısmı O'na rapor hazırlamakla geçtiğinden, yarın için de böyle bir olay gerçekleşmeyeceğinden işe gitmeyeceğimizi sanıyorduk.
Bugün tahminimce bazı işgüzarlar yüzünden yarın da çalışacağımızı öğrendik.
Sebep olanların; tarafımızdan ne derece hayır dualarla anıldığını tahmin edeceğinizi bildiğim için o parantezi açmıyorum. Aklımızdan geçenleri, empati kurarak hissedip, bayramı binlerce pişmanlıkla sarmaş dolaş olarak geçirmelerini umuyorum. (O son cümle parantezden sızdı mörfi, bu aksaklık için özür dilerim :p)
*Sabah saatlerinde; kibar bir şekilde, incitici kelimeler kullanmadan, hakeden bir arkadaşa gerekli ayarı yapmak zorunda kaldım.
Hak etmeseydi, hayatta ağzımı açmazdım. İyi oldu, kendimi iyi hissettim lakin bu çabamın olumlu bir sonuç vereceğini sanmıyorum. Sadece ne derece haksızlık etmiş olduğunu ifade etmiş olmakla yetineceğim çaresiz.
*Bu sabah; sevgili amiral sağ olsun, beni şirkete getirmeye çalışırken, yolun buz tutmuşa yakın bir halde kaygan olmasından mütevellit arkadamızdaki araç, bizim araca çarptı. Bereket ki, iki aracın da plakasını tutan plastik kısmı kırıldı sadece. Verilmiş sadakamız varmış. Allah cümlemizi beterinden saklasın.
*Bazı akşamlar oturup okuduğum ve hatta fırsat buldukça ve net bağlantımın hızı elverdikçe yorum yaptığım bloglar vardı. Derya'dan, Mare'nin blogunu kapattığını öğrendim. (inanmadım bi de gidip kendim baktım) Üzüldüm.
Ben de bir gün kapatacaklardanım galiba.
*Yazının bir yerinde, bizim Woodside'lı arkadaştan söz edecektim ama ne yazacağımı unuttum :)
*Derya'yla, sanırım Biyoloji ya da Kimya dersinde ismimizle ilgili yaşadığımız minik bir serüven vardı. Onu da yazacaktım ama, amiral geldi. Gitmem lazım yani, bir sonraki yazıda artık mörfi :)
BU ARADA; NASIL UNUTTUM YA :)
CÜMLETEN KURBAN BAYRAMI'MIZ MÜBAREK OLSUN. GEÇMİŞ BAYRAMLARIMIZ İÇİNDE EN GÜZELİ BU OLSUN :)
BOL DİNLENCELİ, OKUMALI, GEZMELİ MUHTEŞEM BAYRAMLARA İNŞAALLAH....
Bugün tahminimce bazı işgüzarlar yüzünden yarın da çalışacağımızı öğrendik.
Sebep olanların; tarafımızdan ne derece hayır dualarla anıldığını tahmin edeceğinizi bildiğim için o parantezi açmıyorum. Aklımızdan geçenleri, empati kurarak hissedip, bayramı binlerce pişmanlıkla sarmaş dolaş olarak geçirmelerini umuyorum. (O son cümle parantezden sızdı mörfi, bu aksaklık için özür dilerim :p)
*Sabah saatlerinde; kibar bir şekilde, incitici kelimeler kullanmadan, hakeden bir arkadaşa gerekli ayarı yapmak zorunda kaldım.
Hak etmeseydi, hayatta ağzımı açmazdım. İyi oldu, kendimi iyi hissettim lakin bu çabamın olumlu bir sonuç vereceğini sanmıyorum. Sadece ne derece haksızlık etmiş olduğunu ifade etmiş olmakla yetineceğim çaresiz.
*Bu sabah; sevgili amiral sağ olsun, beni şirkete getirmeye çalışırken, yolun buz tutmuşa yakın bir halde kaygan olmasından mütevellit arkadamızdaki araç, bizim araca çarptı. Bereket ki, iki aracın da plakasını tutan plastik kısmı kırıldı sadece. Verilmiş sadakamız varmış. Allah cümlemizi beterinden saklasın.
*Bazı akşamlar oturup okuduğum ve hatta fırsat buldukça ve net bağlantımın hızı elverdikçe yorum yaptığım bloglar vardı. Derya'dan, Mare'nin blogunu kapattığını öğrendim. (inanmadım bi de gidip kendim baktım) Üzüldüm.
Ben de bir gün kapatacaklardanım galiba.
*Yazının bir yerinde, bizim Woodside'lı arkadaştan söz edecektim ama ne yazacağımı unuttum :)
*Derya'yla, sanırım Biyoloji ya da Kimya dersinde ismimizle ilgili yaşadığımız minik bir serüven vardı. Onu da yazacaktım ama, amiral geldi. Gitmem lazım yani, bir sonraki yazıda artık mörfi :)
BU ARADA; NASIL UNUTTUM YA :)
CÜMLETEN KURBAN BAYRAMI'MIZ MÜBAREK OLSUN. GEÇMİŞ BAYRAMLARIMIZ İÇİNDE EN GÜZELİ BU OLSUN :)
BOL DİNLENCELİ, OKUMALI, GEZMELİ MUHTEŞEM BAYRAMLARA İNŞAALLAH....
Etiketler:
İşler güçler bu alemde,
Öylesine yazdım işte
21 Kasım 2009 Cumartesi
TEŞEKKÜR
Dün kitapyurdu'ndan beklenen siparişlerimiz geldi. Üç-dört gündür kargo yolu gözlüyorduk resmen.
Kapıdan giren her koliye gözleri ışıldayarak bakan canım sidem, numune kolisi olduğunu öğrenince masasına siniyor ve kargocuya tehditkar gözlerle bakmaya başlıyordu. 'Ne oldu benim kitaplarıma ama ya.....'
Dün de kargo gelmeseydi halimiz nice olurdu bilmiyorum :P
Sonunda geldi. Paket Side tarafından törenle açıldı elbette.
Side kitaplarıyla sarmaş dolaş oluverdi, ben de aldığım tek kitapla aynı işlemi gerçekleştirdim.
Elimdekileri bitirene değin, kitap almama yönünde bir karara varmış olduğum için; hiç araştırmadan sadece aklımdaki kitabı aldım.
Zaten sadece, bir kitap için izin vermiştim kendime...
'Kırk güzeller çeşmesi'; müsait olduğumda, yudumlanmak üzere beni bekliyor şimdi. Fotoğraftaki yelpaze de Side'den :)
Ve bu post; uyarın üzerine yazılmadı Side. Her halukarda bu yazı yazılacak, yelpaze için şükranlar sunulacak ve sana kocaaamannn bir teşekkür edilecekti.
Teşekkür ederim canım, kitabı istediğimden daha da erken almama aracılık ettiğin ve resimdekilerin hepsini yan gözle bile bakmadan bana hibe ettiğin için.
Kapıdan giren her koliye gözleri ışıldayarak bakan canım sidem, numune kolisi olduğunu öğrenince masasına siniyor ve kargocuya tehditkar gözlerle bakmaya başlıyordu. 'Ne oldu benim kitaplarıma ama ya.....'
Dün de kargo gelmeseydi halimiz nice olurdu bilmiyorum :P
Sonunda geldi. Paket Side tarafından törenle açıldı elbette.
Side kitaplarıyla sarmaş dolaş oluverdi, ben de aldığım tek kitapla aynı işlemi gerçekleştirdim.
Elimdekileri bitirene değin, kitap almama yönünde bir karara varmış olduğum için; hiç araştırmadan sadece aklımdaki kitabı aldım.
Zaten sadece, bir kitap için izin vermiştim kendime...
'Kırk güzeller çeşmesi'; müsait olduğumda, yudumlanmak üzere beni bekliyor şimdi. Fotoğraftaki yelpaze de Side'den :)
Ve bu post; uyarın üzerine yazılmadı Side. Her halukarda bu yazı yazılacak, yelpaze için şükranlar sunulacak ve sana kocaaamannn bir teşekkür edilecekti.
Teşekkür ederim canım, kitabı istediğimden daha da erken almama aracılık ettiğin ve resimdekilerin hepsini yan gözle bile bakmadan bana hibe ettiğin için.
Etiketler:
Kitaplar
20 Kasım 2009 Cuma
NACİZANE DUYURU ;)
Ayraçları çok sevdiğimi ve elimden geldiğince biriktirmeye çalıştığımı söylememin, hemen ardından 'peri'hanım tarafından, şahsıma kıkırdamalar eşliğinde bırakılan hediyedir.Ne kadar ince düşünceli(!) bir iş arkadaşım olduğunu herkes bilsin istedim.
19 Kasım 2009 Perşembe
KAÇİ KAÇİ
Hep bahsediyormuşum gibi geliyor bu yasaklardan. Ama yok aslen gerektiği kadar bahsetmiyorum. Çok daha fazla serzenişi hak ediyor bu engellemeler...
*Bu mesnetsiz barikatlar yüzünden, çok sık ziyaret edip, sürekli karalamalar yapmak istediğim blogum uğranamayan bir mekana dönüştü benim için. Kendi evi, kendisine kilitli olunca,insan sinirleniveriyor işte...
*Önce; işimle ilgili bir mevzu yüzünden yerimde bulunmadığım için, sonra hem abdest alırken hem de vakti kılarken tekrar arayıp bana ulaşamayan ve hemencecik panikleyip adrenali yükselen amiral;
sırf o sesindeki endişe bile o çok stresli anımda beni mutlu kılmayı başardı. Bunları yazarken bile yüzümde oluşan gülümsemeyi tahmin edemezsin :)
*Fazla uzak olmayan bir zaman diliminde; karakteri benim için (artık) muammaya dönüşen bir kişiden bir hediye almıştım. Kitaptı. Bu akşam bana; okuyup okumadığımı, okuduğumda, üzerinde tartışmak istediğini söyleyerek sorunca (sanırım utandığımdan) ve tamamen istem dışı olarak; 'şu anda onu okuyorum' deyiverdim! (Resmen yalan söyledim!) Okuduğum kitaba ek olarak bu akşam o kitaba başlamak zorundayım!
*Bugün; yorucu ama genelde iyi hissettiğim güzel bir gündü. :)
*Bu mesnetsiz barikatlar yüzünden, çok sık ziyaret edip, sürekli karalamalar yapmak istediğim blogum uğranamayan bir mekana dönüştü benim için. Kendi evi, kendisine kilitli olunca,insan sinirleniveriyor işte...
*Önce; işimle ilgili bir mevzu yüzünden yerimde bulunmadığım için, sonra hem abdest alırken hem de vakti kılarken tekrar arayıp bana ulaşamayan ve hemencecik panikleyip adrenali yükselen amiral;
sırf o sesindeki endişe bile o çok stresli anımda beni mutlu kılmayı başardı. Bunları yazarken bile yüzümde oluşan gülümsemeyi tahmin edemezsin :)
*Fazla uzak olmayan bir zaman diliminde; karakteri benim için (artık) muammaya dönüşen bir kişiden bir hediye almıştım. Kitaptı. Bu akşam bana; okuyup okumadığımı, okuduğumda, üzerinde tartışmak istediğini söyleyerek sorunca (sanırım utandığımdan) ve tamamen istem dışı olarak; 'şu anda onu okuyorum' deyiverdim! (Resmen yalan söyledim!) Okuduğum kitaba ek olarak bu akşam o kitaba başlamak zorundayım!
*Bugün; yorucu ama genelde iyi hissettiğim güzel bir gündü. :)
Etiketler:
Civciv,
İşler güçler bu alemde,
Kitaplar
16 Kasım 2009 Pazartesi
KASA
Havalar çok erken kararıyor malum. Yürüyüşler; soğuğun da eklenmesiyle, artık keyifli olmaktan çıktı. Eskiye yani yaza oranla daha zahmetli ve tedirgin edici sanki. Oturduğum semtin buna katkısı da pek azımsanacak gibi değil...
Yine de yürüdüm bu akşam. Gergin bir gündü zaten.
Yürümek iyi geldi bile diyebilirim.
Civciv hasta olmasa ve hava da ılık olsaydı bir yürüyüş daha yapabilirdim. Maalesef ki; şuanda yapılacak en akıllıca şey tıpış tıpış evin yolunu tutmak.
Allah'tan; kendim (ve şahsım üzerinden hepiniz) için, hayırlı, huzur dolu ve çok güzel bir hafta diliyorum.
İçimden...
Dışımdan da, usulca da olsa 'Amin..' diyorum...
İnşaallah öyle olur...
Yine de yürüdüm bu akşam. Gergin bir gündü zaten.
Yürümek iyi geldi bile diyebilirim.
Civciv hasta olmasa ve hava da ılık olsaydı bir yürüyüş daha yapabilirdim. Maalesef ki; şuanda yapılacak en akıllıca şey tıpış tıpış evin yolunu tutmak.
Allah'tan; kendim (ve şahsım üzerinden hepiniz) için, hayırlı, huzur dolu ve çok güzel bir hafta diliyorum.
İçimden...
Dışımdan da, usulca da olsa 'Amin..' diyorum...
İnşaallah öyle olur...
Etiketler:
Dua,
İşler güçler bu alemde,
Öylesine yazdım işte
14 Kasım 2009 Cumartesi
DEĞERLENDİRİ-YORUM...
BÖİA bitti. Bir kaç gün oluyor. Kitap hakkında yazmayı düşündüğüm çok şey vardı lakin Derya bir çoğuna zaten değinmiş.
Özetle; Simyacı ve sonrası Paulo kitaplarını (ki sonunculara elimi uzatmadım bile) , Christian Jacq'ın kitapları, hatta özellikle Ramses serisini, ve Amin Maalouf'un ondan artık vazgeçmediğim dönemdeki kitaplarını okurken karşıma çıksaydı bu kitap, dilimden düşmez öve öve bitiremezdim muhtemelen.
Belki de çok fazla beklentiyle başladım kitaba. Belki de o yüzden hayal kırıklığım bu kadar büyük oldu.
Sebep uzun süredir roman okumamış olmam da olabilir. Satın alırken içten içe sevindiğim, çok sevmeyi dileyerek okumaya başladığım, bittiğinde 'keşke devam etseydi' diyebilmeyi çok istediğim bir kitaptı. Ama öylesine çok insanla tanıştırdı ve 'bu kitap buna nasıl geçmişti acaba' diye o kadar sık düşündürdü ki; sanırım sonlara doğru iyice boğuldum.
Kovalamacanın çok olduğu ve kısmen de olsa gizemini sürdüren bir kitaptı. Halbuseki severdim ben bu tarz kitapları. Bu vasıflara sahip bir kitapla hayal kırıklığına uğradığıma göre, lamı cimi yok kesinlikle yaşlanıyorum. Ne yazık ki...
'Kırk güzeller çeşmesi' tavsiye üzerine ilk alınacak kitap şu anda listemde.
Ama şimdilik resmini bulup yan tarafa yapıştırıvereceğim şu kitabı okuyorum Mörfi.
'Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler'
Seviyorum Mustafa Armağan'ı napıyim. Listede bir roman daha vardı ama sevgimden mütevellit buna gitti işte elim...
Kıskanma hem, sen de oku mörfi.
Özetle; Simyacı ve sonrası Paulo kitaplarını (ki sonunculara elimi uzatmadım bile) , Christian Jacq'ın kitapları, hatta özellikle Ramses serisini, ve Amin Maalouf'un ondan artık vazgeçmediğim dönemdeki kitaplarını okurken karşıma çıksaydı bu kitap, dilimden düşmez öve öve bitiremezdim muhtemelen.
Belki de çok fazla beklentiyle başladım kitaba. Belki de o yüzden hayal kırıklığım bu kadar büyük oldu.
Sebep uzun süredir roman okumamış olmam da olabilir. Satın alırken içten içe sevindiğim, çok sevmeyi dileyerek okumaya başladığım, bittiğinde 'keşke devam etseydi' diyebilmeyi çok istediğim bir kitaptı. Ama öylesine çok insanla tanıştırdı ve 'bu kitap buna nasıl geçmişti acaba' diye o kadar sık düşündürdü ki; sanırım sonlara doğru iyice boğuldum.
Kovalamacanın çok olduğu ve kısmen de olsa gizemini sürdüren bir kitaptı. Halbuseki severdim ben bu tarz kitapları. Bu vasıflara sahip bir kitapla hayal kırıklığına uğradığıma göre, lamı cimi yok kesinlikle yaşlanıyorum. Ne yazık ki...
'Kırk güzeller çeşmesi' tavsiye üzerine ilk alınacak kitap şu anda listemde.
Ama şimdilik resmini bulup yan tarafa yapıştırıvereceğim şu kitabı okuyorum Mörfi.
'Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler'
Seviyorum Mustafa Armağan'ı napıyim. Listede bir roman daha vardı ama sevgimden mütevellit buna gitti işte elim...
Kıskanma hem, sen de oku mörfi.
Etiketler:
Kitaplar,
Okunasılar
10 Kasım 2009 Salı
NE GÜNDÜ AMA...
Woodside'lı arkadaşımız yine şereflendirmiş blogumu. Soruyorum kimsin, bi ses ver diye; lakin ses yok!
Zeyneb hanım; o arkadaşla ilgili döşediği yorumu silmiş! Görmem sandın di mi Zeyneb'im? Kim o kendini deşifre etmek istemeyen merak ettim. Merak ki; bilinir, en kötü özelliğimdir.
Peri ve side'nin; sessiz sessiz konuşup, sonra ben 'ne olmuş?' diye sorunca kıkır kıkır gülmeleri de bundandır.
Civciv legodan kuleler dikmekle meşgul. Şimdi kuleleri yıkmak için yanına gidiyorum.
Bugünü de bitirdik diyerek keyiflenebilirim çok şükür...
Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk bitmek üzere... Okuduğum ilk İskender Pala kitabı. Önsözde yazıldığı üzere son cümlem ne olacak, çok merak ediyorum.
Zeyneb hanım; o arkadaşla ilgili döşediği yorumu silmiş! Görmem sandın di mi Zeyneb'im? Kim o kendini deşifre etmek istemeyen merak ettim. Merak ki; bilinir, en kötü özelliğimdir.
Peri ve side'nin; sessiz sessiz konuşup, sonra ben 'ne olmuş?' diye sorunca kıkır kıkır gülmeleri de bundandır.
Civciv legodan kuleler dikmekle meşgul. Şimdi kuleleri yıkmak için yanına gidiyorum.
Bugünü de bitirdik diyerek keyiflenebilirim çok şükür...
Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk bitmek üzere... Okuduğum ilk İskender Pala kitabı. Önsözde yazıldığı üzere son cümlem ne olacak, çok merak ediyorum.
Etiketler:
Civciv,
İşler güçler bu alemde,
Kitaplar,
Okunasılar
06 Kasım 2009 Cuma
CİDDİ MİSİN?
O tarihte civciv yoktu bile :)
Makine şaşırmış.
İlgili sahip yüzünden olabilir :)
03 Kasım 2009 Salı
ÜÇ ODA BİR SALON
Sonunda kaybettiğim canım fotoğraf makinemi buldum! Çantalarımın arasındaki en cırtlak renkli çantaya gizlenmiş. (eflatun ile mor arası canlı bir renk) Artık civcivden korumak için ben mi, ben ele geçirmeyeyim diye civciv mi benden gizledi bilemedim. Amiral birinci şıkkın doğru olduğunu açık açık ifade ederek, ne kadar unutkan biri olduğumu büyük bir zevkle yüzüme vurdu. Bense; elbette ikinci şıkta ısrarlıyım. Neticede makineyi bulmuş olmam; güzel bir haber olduğundan şıklara takılmayı düşünmüyorum. (tamam da; amiral haklı bile olsa aslında unutkanlık tek başına yaşlılığın bir göstergesi sayılmaz öyle değil mi? Hem ayrıca zaman sadece benim haneme yıllar eklemiyor :)
Bugün işsel anlamda epey yoğun bir gündü. Dün gibi. Ama dün; özellikle akşam üzeri berbattı!
Ne yazık ki yarın daha da yoğun olması bekleniyor. Çare biziz. Yapabildiğimiz, baş edebildiğimiz kadarıyla yapıcaz artık...
Son olarak sevgili peri; şemsiyeme koyduğun adı beğendim. Bundan sonra kendisine kesinlikle 'üç oda bir salon' demeyi düşünüyorum. Bu güzide isim için de; sizin üniversitenin civarındaki o satıcıya buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Orijinal bir satıcı olduğu kesin.
Etiketler:
Fotoğraf,
İşler güçler bu alemde,
Öylesine yazdım işte
31 Ekim 2009 Cumartesi
KARNIBAHAR
Yandaki kitabın resmini ararken Flickr'da çok güzel fotolar buldum. Bir de aynı kitabın üstü kalp şeklinde bir mumla aydınlatılarak çekilmiş bir fotosu vardı. O resmi kullanmamak için kendimi epey zorladım doğrusu. Maalesef fotoğraf makinemi bulamıyorum. Esasında okuduğum kitabı resimlemek istiyordum ama olmadı. Aklıma gelmişken; makinenin nerede olduğunu cidden merak etmeye başladım...
Etiketler:
İşler güçler bu alemde,
Kitaplar,
Okunasılar
29 Ekim 2009 Perşembe
MİS KOKULU VAZO :)
Sabah yol kapalıydı, akşam dönüş için de araç bulmak mesele oldu.
Gün eğlenceli başladı. Peri'nin; bir zamanlar taze olan çiçeklerin konduğu vazonun içindeki, artık koklanabilitesi epeeey geçmiş suyun kokusunu, içine derince çektikten sonraki yüz ifadesi harikuladeydi. Aaah videoya alma imkanım olsaydı ne güzel olacaktı şimdi :)
Neyse ki hala hatırlıyorum o halini. Peri; muhteşemdin. Kelimeler yetmez anlatmaya...
Saat 18:30'da eve gelebildim. Civciv'in hoş geldiniyle karşılandım. Güzeldi bu gün ya :)
Daha güzel olabilirdi elbette, evde geçirilebilseydi...
Ama bu haliyle de güzeldi işte :)
NOT:Ve Side, eğer bunları sen de anlatacaksan; lütfen gogıl amcadaki fotoyla ilgili olanı anlatma olur mu? :)
Gün eğlenceli başladı. Peri'nin; bir zamanlar taze olan çiçeklerin konduğu vazonun içindeki, artık koklanabilitesi epeeey geçmiş suyun kokusunu, içine derince çektikten sonraki yüz ifadesi harikuladeydi. Aaah videoya alma imkanım olsaydı ne güzel olacaktı şimdi :)
Neyse ki hala hatırlıyorum o halini. Peri; muhteşemdin. Kelimeler yetmez anlatmaya...
Saat 18:30'da eve gelebildim. Civciv'in hoş geldiniyle karşılandım. Güzeldi bu gün ya :)
Daha güzel olabilirdi elbette, evde geçirilebilseydi...
Ama bu haliyle de güzeldi işte :)
NOT:Ve Side, eğer bunları sen de anlatacaksan; lütfen gogıl amcadaki fotoyla ilgili olanı anlatma olur mu? :)
Etiketler:
İşler güçler bu alemde
28 Ekim 2009 Çarşamba
YASAK HEMŞERİM..
İş yerinde doğru düzgün internete giremiyorum. Takip ettiğim blogları da; çok sınırlı bir vakitte ve daha sonra okuyabiliyorum. Şimdi olduğu gibi. Benim sayfam zaten açılmıyordu. Ama arada da olsa girip, okuyabildiğim bir kaç arkadaşın daha engelliler kervanına katıldığını gördüm bugün.
Kimsenin dinlenmeye, haber vs okumaya ya da arada durup, soluklanmaya, kendini dinlemeye hakkı yok tabi. Böyle bir hakkın olma ihtimalini düşündüğüm için anormal olan da ben olmalıyım zaten.
Hoş, artık; bir çok şey garip gelmemeye başladı. İş verdikleri için, üste ücret talep edecek işverenler de türeyecek diye ödüm kopuyor...
Artık herşey normal geliyor zaten. Açılım kelimesi ortalıkta tur atmaya başladığından beri, istesem bile hiçbir şeye şaşıramıyorum.
Kimsenin dinlenmeye, haber vs okumaya ya da arada durup, soluklanmaya, kendini dinlemeye hakkı yok tabi. Böyle bir hakkın olma ihtimalini düşündüğüm için anormal olan da ben olmalıyım zaten.
Hoş, artık; bir çok şey garip gelmemeye başladı. İş verdikleri için, üste ücret talep edecek işverenler de türeyecek diye ödüm kopuyor...
Artık herşey normal geliyor zaten. Açılım kelimesi ortalıkta tur atmaya başladığından beri, istesem bile hiçbir şeye şaşıramıyorum.
Etiketler:
İşler güçler bu alemde
27 Ekim 2009 Salı
SİNİR
Tüm günüm berbattı. Geriye dönüp bakınca, hiç bir şey yapılmamış gibiydi ama her saniyesi dopdolu geçti. Şimdi civcivin boynuna gömdüğüm dudaklarım, gün boyunca kaç kez sinirden gerildi Allah bilir.
Allah yardımcımız olsun. Allah insan kılığındaki şeytanların şerrinden cümlemizi muhafaza etsin.
Birilerinin açığını arayıp bulup; sonra da birilerine, bin katıp anlatanların tuzağı kendilerine çevrilsin.
Hmmm. Beddua gibi bir yazı oldu sanırım. Aslında değil. Ama naçizane dilek işte...
Yazıyı yazarken farkettim de; gün boyu bana kötü hissettirenlerin zerresi yok aklımda. Sanırım hiçbirini umursamıyorum...!
Allah yardımcımız olsun. Allah insan kılığındaki şeytanların şerrinden cümlemizi muhafaza etsin.
Birilerinin açığını arayıp bulup; sonra da birilerine, bin katıp anlatanların tuzağı kendilerine çevrilsin.
Hmmm. Beddua gibi bir yazı oldu sanırım. Aslında değil. Ama naçizane dilek işte...
Yazıyı yazarken farkettim de; gün boyu bana kötü hissettirenlerin zerresi yok aklımda. Sanırım hiçbirini umursamıyorum...!
Etiketler:
İşler güçler bu alemde,
Sinir Oldum
26 Ekim 2009 Pazartesi
.............. AZ KALDI....
Bir sinir harbidir sormayın gitsin. Ben miyim büyük olan, o mu bilemedim.
Derdim öylesine az olmasına rağmen, o kadar yoğun ki herşey önemini yitiriyor bir anda...
Bilsem ki anlayacak; omuzlarını kavrayıp iyice bir silkeleyeceğim ama faydası olmayacağını bildiğim için yine düşüyor omuzlarım hep oldukları yere, en dibe...
Bir uzmandan yardım almam gerekecek sanırım. Yakındır kapı aşındırmalarım...
Derdim öylesine az olmasına rağmen, o kadar yoğun ki herşey önemini yitiriyor bir anda...
Bilsem ki anlayacak; omuzlarını kavrayıp iyice bir silkeleyeceğim ama faydası olmayacağını bildiğim için yine düşüyor omuzlarım hep oldukları yere, en dibe...
Bir uzmandan yardım almam gerekecek sanırım. Yakındır kapı aşındırmalarım...
Etiketler:
Artık ne diyeyim?,
Civciv
24 Ekim 2009 Cumartesi
MERA DHOLNA SUN
Şirketteyim. Bugün cumartesi. Öyle bir yerdeyim ki; güzelim
günü sevmeye bile izin yok. Bugün toplantı günü. Sevmiyorum toplantıları.
*Hafta işsel anlamda oldukça yoğun geçti. Ama dönüp bakınca hiçbir şey yok geride. Sanki boş boş oturulmuş gibi!
*Ev de iyi bir fikir sayılmazdı bu hafta. Anlaşılan hafta sonum; küçük Ebru’nun nikahı haricinde işle geçecek….
*’Küçük Ebru’ diye yazarken aklıma ironik bir durum gelip oturdu. Minik evleniyor. (hmmm, neydi minikin Hintçe karşılığı, hatırlayamadım şimdi. Sanırım ‘tayni’ydi.)
Tayni Ebru evleniyor :) Ben onun küçüklüğünü biliyorum ya Mörfi. Bu ne acı bir durumdur. Bu kızlar bıcır bıcır okula giderlerdi. Ebru süslüydü, Pelin de öyleydi ama Pelin ek olarak, yanlış yapan küçük adamları da döverdi. Hoş hiç olmazsa bu durum değişmedi. Ebru hala süslü. (Akşam prenses gibi olmuştu resmen :) ) Pelin hala hem süslü, hem de hala birilerini dövebilir. Hatta bazen, canı sıkıldığında; bakışlarında ‘çatmak için müsait bir durum var mı acaba?’ diyen bir ifadeyle, etrafını gözden geçirdiğini düşünüyorum. Oynamayı ne kadar sevdikleri kınada belli oldu zaten. Güzeldi kına gecesi. Çok güzeldi. Her düğünde olan son dakika golleri yok değildi. Ne kadar özenirsek özenelim illa bir aksilik çıkar zaten böyle günlerde… Vs vs vs…
Her neyse konu çok dağıldı Mörfi. Kısa pantolonla gezerken gördüğün bücürükleri böyle düğün arefesi durumlarda görünce yıkılıyosun kesinlikle. İlk akla gelen cümle. ‘Zaman ne ka çabuk geçiyor’a benzer bir şeyler oluyor. Yaşlanıyoruz resmen ve bu sandığımızdan da daha çabuk oluyor ne yazık ki… Onlar büyümüyor sanki, sadece biz yaşlanıyoruz gibi…
*Civciv salona; çalan müziğin eşliğinde oynayarak girdi. İçerdeki davetliler; kapıdan oynayarak giren üç yaşlarında bir bücür gördüler önce. Gece boyunca oynadı civciv. Aynalarla, minik bebeklerle, balonla, halaydakilerle. Gece biterken oynamanın verdiği yorgunlukla huysuzluğa başladı. Resmen olay çıkardı. Anne olmak sabır isteyen bir iş azizim.
* Anladım ki; balon diye çırpınan bir evladınız olduğunda; bir balona sahip olmanın bedeli sadece bir yetele. Asansörle oynamak isteyen bir çocuğa sahip olmaksa paha biçilemez.
*An itibarıyla toplantıların iptal olduğunu öğrendim. Ne kadar sevindiğimi anlatamam. Gereksiz bir şeyden kurtulmuş olduk.
*Hafta ortası ofisteki arkadaşlarla; pasta yedik, Antep fıstıklarıyla muhatap olduk. Bisküvi paketlerinin birini bitirdik, akabinde diğerini açtık. Ha bire yerken bir yandan da diyete başlamaktan bahsedecek kadar yüzsüzdük. :) Pazartesi başlanıyor diyete ama ne bileyim ya; ben başlar mıyım acaba? O konuda kendime hiç güvenmiyorum.
Eh, yaş ilerledikçe metabolizma yavaşlıyor ya, aynı zamanda istek de gidiyor galiba…
*Şu anda da bu postu yazarken ikisi bir arada içiyorum. Ben iflah olmam dostum! Akıllanmam ben. :)
günü sevmeye bile izin yok. Bugün toplantı günü. Sevmiyorum toplantıları.
*Hafta işsel anlamda oldukça yoğun geçti. Ama dönüp bakınca hiçbir şey yok geride. Sanki boş boş oturulmuş gibi!
*Ev de iyi bir fikir sayılmazdı bu hafta. Anlaşılan hafta sonum; küçük Ebru’nun nikahı haricinde işle geçecek….
*’Küçük Ebru’ diye yazarken aklıma ironik bir durum gelip oturdu. Minik evleniyor. (hmmm, neydi minikin Hintçe karşılığı, hatırlayamadım şimdi. Sanırım ‘tayni’ydi.)
Tayni Ebru evleniyor :) Ben onun küçüklüğünü biliyorum ya Mörfi. Bu ne acı bir durumdur. Bu kızlar bıcır bıcır okula giderlerdi. Ebru süslüydü, Pelin de öyleydi ama Pelin ek olarak, yanlış yapan küçük adamları da döverdi. Hoş hiç olmazsa bu durum değişmedi. Ebru hala süslü. (Akşam prenses gibi olmuştu resmen :) ) Pelin hala hem süslü, hem de hala birilerini dövebilir. Hatta bazen, canı sıkıldığında; bakışlarında ‘çatmak için müsait bir durum var mı acaba?’ diyen bir ifadeyle, etrafını gözden geçirdiğini düşünüyorum. Oynamayı ne kadar sevdikleri kınada belli oldu zaten. Güzeldi kına gecesi. Çok güzeldi. Her düğünde olan son dakika golleri yok değildi. Ne kadar özenirsek özenelim illa bir aksilik çıkar zaten böyle günlerde… Vs vs vs…
Her neyse konu çok dağıldı Mörfi. Kısa pantolonla gezerken gördüğün bücürükleri böyle düğün arefesi durumlarda görünce yıkılıyosun kesinlikle. İlk akla gelen cümle. ‘Zaman ne ka çabuk geçiyor’a benzer bir şeyler oluyor. Yaşlanıyoruz resmen ve bu sandığımızdan da daha çabuk oluyor ne yazık ki… Onlar büyümüyor sanki, sadece biz yaşlanıyoruz gibi…
*Civciv salona; çalan müziğin eşliğinde oynayarak girdi. İçerdeki davetliler; kapıdan oynayarak giren üç yaşlarında bir bücür gördüler önce. Gece boyunca oynadı civciv. Aynalarla, minik bebeklerle, balonla, halaydakilerle. Gece biterken oynamanın verdiği yorgunlukla huysuzluğa başladı. Resmen olay çıkardı. Anne olmak sabır isteyen bir iş azizim.
* Anladım ki; balon diye çırpınan bir evladınız olduğunda; bir balona sahip olmanın bedeli sadece bir yetele. Asansörle oynamak isteyen bir çocuğa sahip olmaksa paha biçilemez.
*An itibarıyla toplantıların iptal olduğunu öğrendim. Ne kadar sevindiğimi anlatamam. Gereksiz bir şeyden kurtulmuş olduk.
*Hafta ortası ofisteki arkadaşlarla; pasta yedik, Antep fıstıklarıyla muhatap olduk. Bisküvi paketlerinin birini bitirdik, akabinde diğerini açtık. Ha bire yerken bir yandan da diyete başlamaktan bahsedecek kadar yüzsüzdük. :) Pazartesi başlanıyor diyete ama ne bileyim ya; ben başlar mıyım acaba? O konuda kendime hiç güvenmiyorum.
Eh, yaş ilerledikçe metabolizma yavaşlıyor ya, aynı zamanda istek de gidiyor galiba…
*Şu anda da bu postu yazarken ikisi bir arada içiyorum. Ben iflah olmam dostum! Akıllanmam ben. :)
20 Ekim 2009 Salı
KAJRA RE
Bunty Aur Babli artık bende. Ama bulunabilecek ve az da olsa anlama ihtimalimin olduğu tek altyazı seçeneği İngilizce.
Üstelik bende, o da berbat.
Bir kişi de çıkıp; 'şu filmi bir Türk de izlemek isteyebilir' diye düşünüp hayrına Türkçeye çevirivermemiş!
Hayır yapacak bu alan kaldı sanki bir tek. Ben de laf söylüyorum işte!
Etiketler:
Fotoğraf,
Hint filmi,
Sinir Oldum
18 Ekim 2009 Pazar
HATE..!
Oldu bitti sevememişimdir şu kışı. Hatta yarı soğuk, serin son baharları da. Çok yağıp duran ilk baharlar da bana göre değil. Biraz huysuz görünebilirim ama kesinlikle yaz hayranıyım. Her kar yağışında, en hafif bir buzlanmada bile kayıp düşme yeteneğine sahip bir bireyden, kışı sevmesini bekleme mörfi. Sevemez çünkü. Battaniye gibi montları, eldiven takmayınca üşümeyi, arabaları yoldan geçtiğinde yayayı ıslattığını bildiği halde umursamayan sürücüleri de sevmiyorum. Hele buz gibi esen rüzgarda araç beklemeyi hiç.
Zaman Aralık ayına, hatta Kasım'a yaklaştıkça; her seferinde daha çok emin oluyorum hislerimden. Soğuk bana göre değil. Kışın; İstanbul'u bırakıp Mersin' e yerleşmek, gitgide daha bi mantıklı geliyor üşüyen zihnime.
Etiketler:
İşler güçler bu alemde,
Öylesine yazdım işte
16 Ekim 2009 Cuma
KAOS
Öylesine dopdolu ama bir o kadar da saçma bir gündü işte.
Doluydu ağzına kadar lakin; gün bitiminde elde hiçbir şey yoktu. Üstelik hafta da bitti...
Şimdiyse, inatçı bir ufaklığın emrindeyim. Emrine amade olmak ayrı bir mevzu. Gel gör ki, bir de kıymet bilen olsa....
Zaten yazamıyorum bu aralar...
Doluydu ağzına kadar lakin; gün bitiminde elde hiçbir şey yoktu. Üstelik hafta da bitti...
Şimdiyse, inatçı bir ufaklığın emrindeyim. Emrine amade olmak ayrı bir mevzu. Gel gör ki, bir de kıymet bilen olsa....
Zaten yazamıyorum bu aralar...
Etiketler:
İşler güçler bu alemde
13 Ekim 2009 Salı
14 EKİM TERAZİSİ...! NİCE YILLARA :)
Peşpeşe doğum günleri yaşıyoruz. Topluca son baharda doğmuşuz gibi hissediyorum resmen :P
Şirkette Eylül ayı girdiğinden beri üç, belki de dört doğum günü kutladık. Bugün (13 ekim) civcivin doğum günüydü. Sedef'e aldığım Panda; tarafından çok sevildi, kucaklarda gezdirildi. Biz 'iyi ki doğdun Sedef' şeklinde koro oluşturmuşken; küçük hanım 'iyi ki doğdun pasta' diyordu :)
Eğlenceli bir akşamdı.
Gel gör ki bu yazıya; sırf bunlar anlatılsın diye de başlanmadı...
Yarın, yani 14 ekim, yani tam olarak bir saat 46 dakika sonra yaklaşık ondört senelik arkadaşımın doğum günü. Kendisinden on sekiz gün büyük olduğum için, her daim huysuzluklarını, haşarılıklarını aradaki fark sayesinde olgunlukla (he he) idare edebildiğim dostumu; az ya da çok tanıyorsunuz. Mutlu Yıllar Derya'cım!!!!
Evet Deryamisal hanım; tabi ki hile yapmak zorundaydım bacım. Yazıyı bu geceden yazıp, erken davrandığım (bazıları gibi doğum günlerini atlamadığım :P) için kusura bakma.
Ama biliyosun ki, gündüz gözüyle bloguma uğrayamıyorum :(
Doğum gününü kutlamama riskini ise; hiiiç göze alamazdım doğrusu. Neme lazım, daha yaşım genç sayılır :)
Bizim Derya'yla olan dostluğumuz; Zeyna resimlerine, Müşfik ve de Kenter olmaya, yanyana oturmamıza rağmen haftalarca konuşmadan küs durabilmeye, sonunda 'amaaan ben sıkıldım, sana bişeyler anlatmam lazım' diyerek barışabilmeye dayanır.
O kadar eskiyiz yani Mörfi :)
Sürekli olarak; eksikliklerimizi giderme, kendimizi geliştirme ve sağlıklı beslen(eme)me ve daha bunun gibi bir sürü konularda kararlar almaya dayanır...
Hatta arada bir, ama çok nadir (!) zarafeti unutup, birbirimizi; tekme hatta minik yumruklar eşliğinde selamladığımız bile olmuştur :)
Hiç üşenmeden metrelerce uzunluğunda mektup döşenmişizdir brbirimize. (çekinmeyeyim hatta deliler gibi yazmışızdır.)
Ne diyeyim dostum şimdi?
Aklıma çok şey geliyor ama hiç bir şey de yazamayacakmışım gibi hissediyorum.
Bir kızkardeşim olsaydı; herhalde, en fazla bu kadar sinir olabilirdim kendisine :P
Seni seviyorum dostum. İki dünyada dosdoğru yolda olanlardan olalım inşaallah...
Daha nice yıllara, mutlulukla hep birlikte inşaallah.:)
Şirkette Eylül ayı girdiğinden beri üç, belki de dört doğum günü kutladık. Bugün (13 ekim) civcivin doğum günüydü. Sedef'e aldığım Panda; tarafından çok sevildi, kucaklarda gezdirildi. Biz 'iyi ki doğdun Sedef' şeklinde koro oluşturmuşken; küçük hanım 'iyi ki doğdun pasta' diyordu :)
Eğlenceli bir akşamdı.
Gel gör ki bu yazıya; sırf bunlar anlatılsın diye de başlanmadı...
Yarın, yani 14 ekim, yani tam olarak bir saat 46 dakika sonra yaklaşık ondört senelik arkadaşımın doğum günü. Kendisinden on sekiz gün büyük olduğum için, her daim huysuzluklarını, haşarılıklarını aradaki fark sayesinde olgunlukla (he he) idare edebildiğim dostumu; az ya da çok tanıyorsunuz. Mutlu Yıllar Derya'cım!!!!
Evet Deryamisal hanım; tabi ki hile yapmak zorundaydım bacım. Yazıyı bu geceden yazıp, erken davrandığım (bazıları gibi doğum günlerini atlamadığım :P) için kusura bakma.
Ama biliyosun ki, gündüz gözüyle bloguma uğrayamıyorum :(
Doğum gününü kutlamama riskini ise; hiiiç göze alamazdım doğrusu. Neme lazım, daha yaşım genç sayılır :)
Bizim Derya'yla olan dostluğumuz; Zeyna resimlerine, Müşfik ve de Kenter olmaya, yanyana oturmamıza rağmen haftalarca konuşmadan küs durabilmeye, sonunda 'amaaan ben sıkıldım, sana bişeyler anlatmam lazım' diyerek barışabilmeye dayanır.
O kadar eskiyiz yani Mörfi :)
Sürekli olarak; eksikliklerimizi giderme, kendimizi geliştirme ve sağlıklı beslen(eme)me ve daha bunun gibi bir sürü konularda kararlar almaya dayanır...
Hatta arada bir, ama çok nadir (!) zarafeti unutup, birbirimizi; tekme hatta minik yumruklar eşliğinde selamladığımız bile olmuştur :)
Hiç üşenmeden metrelerce uzunluğunda mektup döşenmişizdir brbirimize. (çekinmeyeyim hatta deliler gibi yazmışızdır.)
Ne diyeyim dostum şimdi?
Aklıma çok şey geliyor ama hiç bir şey de yazamayacakmışım gibi hissediyorum.
Bir kızkardeşim olsaydı; herhalde, en fazla bu kadar sinir olabilirdim kendisine :P
Seni seviyorum dostum. İki dünyada dosdoğru yolda olanlardan olalım inşaallah...
Daha nice yıllara, mutlulukla hep birlikte inşaallah.:)
İYİ Kİ DOĞDUN SEDEF!
Bugün saat 11:35 itibarıyla, sevgili Sedef Zeyneb, nam-ı diğer Civciv üç yaşını doldurarak dördünden gün aldı. Amiralle akşam hesap yapıp, tarihe de parmak basınca ‘zaman ne çabuk geçiyor’ tesbitinde bulunduk oy birliğiyle. Saat oniki gibi kızımı arayıp ‘iyi ki doğdun Sedef’ diye mırıldandım. Ödülüm çabuk geldi. Meleğim beni ‘iyi ki doğdun anne’ diye yanıtladı. Akşama pasta ve gezme sözü verdim kızıma. Ne hediye alsam acaba?Bu sabah işe gitmeden önce; her sabah aracın camına (şans için) hediye bırakan kuşa, fırça atmaya kalkacak kadar kendini şaşırmış olan sevgili amirale de; buradan selamlarımı yolluyorum…
12 Ekim 2009 Pazartesi
ZULÜM :)

Kartal Tibet'i çok severim. Hem oyunculuğu hem de yönetmenliği çok iyi bence. Şimdi adını hatırlamıyorum ama Hülya Koçyiğit'le çevirdiği filmlerden biri özellikle favorimdir. (tam bir komedi filmiydi adı da sanırım 'küçük hanımefendi'ydi. Sulpik abla (Mürüvvet Sim) vardı sonra. Çok hoş bir filmdi, belki on kere izlemişimdir :)
Sözün kısası Kartal Tibet'i severim işte.
Şu resimdeki hanımefendiyi de öyle:

Kartal Tibet'le beraber oynadıkları; sultanın, 'palyaço'yu canlandırdığı bir film vardı mesela. O da komediydi. İyiydi.

Kartal Tibet'le beraber oynadıkları; sultanın, 'palyaço'yu canlandırdığı bir film vardı mesela. O da komediydi. İyiydi.
Komedi tarzı filmler favorim oluyor sanırım. (Romantik komedilere de; bir hanım olarak, hayır demem mümkün değil tabi ki :) Bu hanımefendiye boşuna 'SULTAN' dememişler.
Şu fotoğrafa bir baksanıza:

Şimdi nerden çıktı bu muhabbet di mi? Pazar günümü evde geçirdim. Malum tek tatil günüydü. Ama yapılması gereken çok iş vardı. Ütü de o işlerden biriydi haliyle. Ütü yaparken, televizyonu açtım. O sırada amiral de geldi. Kartal Tibet, Türkan Şoray ve Murat Soydan'ın başrollerde
oynadığı şu filmi görünce zap yapmaması için baskı yaptım.
(tamam, tamam yalvardım :p)
Şimdi afişine bakarken fark ettim. Altın portakal almış bir film. İyi olması gerekirdi yani. Ve de başrolünde Sultan olmasına rağmen daha önce izlemediğim bir film.
Sanırım amiralle yarım saat ancak dayanabildik. İzlemeyi sürdüremedik işte...
Hele bir nezarethane sahnesi var. Şiddetle tavsiye ederim. Tutanağı yazan memuru dinlerken şaşırıyosunuz.
'kişilerin aşk sarhoşu olduklarını söylemeleri......sarhoşluğun her türlüsünün aynı olduğu....vs vs vs.' şeklinde yazılan bir karakol tutanağı ve bunları telaffuz eden bir polis memuru...
Hemen ardından, birbirine camdan cama bakan iki nezarethane görüyosunuz...Birinden Kartal bakıyor, öbüründen Türkan...
Bakışmanın ardından 'Ayıpsın abi' diyen erkeklere, anında şarkı söyleten aktörümüze cevap gecikmiyor.
Öbür koğuşta da; on saniyede şarkıyı öğretiveren (kimi allı pullu sahne kıyafeti giymiş) kadınlarla beraber Sultan şarkıya devam ediyor. Burda ben 'yok artık' dedim.
Amiralse icraata geçti. Kıs kıs gülümseyerek;
'Hayatım, ben dayanamicam artık' dedi ve kanalı değiştiriverdi. Ee, hatır da bir yere kadardı...
Etiketler:
Fotoğraf,
Öylesine yazdım işte
11 Ekim 2009 Pazar
TARA RUM PUM
Epeydir takip ettiğim bir blogger var. Okurken, kelimenin tam anlamıyla sinir olduğum, hatta arada kendi kendime konuşmama sebep olan bu arkadaş da, şimdilerde benimle aynı dertten muzdarip. Hemen anlatayım efendim... Bloguna bazen günde üç, bazen de dört post atarken son on günde sadece iki yazı yazdı. Bende anlamsız bir sevinme. Gözlerimi kısıp, kötü bir gülümseme eşliğinde 'yine ne zırvalamış' şeklinde mırıldanarak yazılarını okurken; çalıştığı yerde net bağlantısının kısıtlandığını öğrendim. Meğerse o da; benim gibi bloguna giremediği için yazamaz olmuş. Bir üzüldüm(!) anlatamam. Bana neyse? Hala bu kişiliğin döktürdüğü yazıları niye ısrarla takip ettiğimi bilmiyorum. Mazoşist olup olmadığımı merak etmeye başladım. Ama iyi yazıyor itiraf etmek gerek..
Bugün; yoluna halılar serilmesi gereken bir gündü. Cumartesi. Elbette işten daha erken çıktım. Civcivle sohbetimizin ardından Derya'yla oturup, onun teklifi üzerine KUNG FU PANDA'yı izledik. Pişman değilim, zira süper bir animasyondu.
Kendisini isimlendirmem gerektiğine kesinlikle karar verdiğim pek sevgili bilgisayarıma, bir kaç film yükledim. Bir kaç tane de sildim tabi. Malum, yer açmam lazımdı :P
Gerçek adını yazdığım için, gogıl amcaya gidip kendi adını aratan ve sonra da; 'ya; naptın? adımı yazar yazmaz ben çıkıyorum! pofsss!' diyerek bana sitem eden Rezoş;İlk olarak; 'hayır' bak artık gerçek adını yazmıyorum. Sana bundan böyle Rezoş demeyi düşünüyorum. Hatta ve hatta geçmiş kayıtlarda dahi ismini değiştirdim. Yazınca çıkmıyosun artık :P
İkinci olarak; valla senin dediğin gibi, bir şeyler söylediğinizde durup; 'hımmm, bunu bloga nasıl yazsam' diye kurmuyorum kafamda. Bu kırılasıca klavyenin başına geçer geçmez, kelimeler kendi kendine geliveriyor. İstem dışı hareketler bunlar yani :)
Üçüncü olarak; insanların attıkları maillerdeki ya da mesajlardaki noktalama işaretlerine, gereğinden de fazla anlamlar yükleyerek, (sewdiye'nin de belirttiği gibi) onları seslendirmen bizi acayip eğlendiriyor bilesin :) Israrla böyle devam etmeni dilerim :)
Son olarak bana tembel diyen sewdiye ve ebru hanımlar; hala sizin blogunuzda yeni yazı göremedim!
(özellikle sen sewdiye; n'aptın kız bloguna! komploya falan mı kurban gitti? Böyle bi adres yok falan diyor bu bağlantı, hayırdır kız?)
(Biraz evvel Shahid'le Rani'nin resimlerine bakarken, yolum bu fotoğrafa da düştü. Tara rum pum güzel filmdi. Tekrar izlemek istedim birden. Derya müsait olduğun bir ara, ev düzenlemeleri bitince tabi, hint filmi moduna girdiğinde izleyelim dostum. Birlikte hint filmi izlemeyi özledim bacım valla :)
Etiketler:
Dırdır zırıltı,
Fotoğraf,
Hint filmi,
İşler güçler bu alemde
09 Ekim 2009 Cuma
KINADAYDIM MÖRFİ :)
Sanki çok uzun zamandır uğrayamamışım buralara gibi hissediyordum, bloguma bakarken. Cidden de öyleymiş ama. Halbuseki mörfi pek sever beni, ben de onu severim aslında... Hem yazıp duruvermeleri hem de mörfi'nin beni bekleyişini.
Gel gör ki, izin veren yok mörfi. Gelip bakamıyorum güzel yüzüne :p
Ciddi ciddi bırakmıyorlar gelip bloguma bir iki satır yazayım, arada uzasın yazılar, hatta döktüreyim, ek olarak gidip bloger arkadaşlarla iki yorumun belini kırayım :)
Şimdi şurada, dün akşam gittiğim kına gecesini anlatmak isterdim.
Gitme ihtimaline dayanan bir bahis oynansaydı; gitmemem üzerine epey para yatıracağım bir kına gecesiydi. Hiç oturmayan ve sürekli birşeyler isteyip duran civcivden sözetmek isterdim mesela. Kriz yaşattı bana sağolsun huysuzluğuyla...
Çok güzel oyun oynayan Rezoş'un oyununu anlatmak isterdim :P
İki de bir zoom yaptığım için bana nasıl baktığını burada anlatabilmeyi isterdim :) Lakin gel gör ki; tarifi yok!
Akşam boyunca sessiz sedasız oturan sewdiye'den söz etmek isterdim ama o da bir bloger oldu, kendi anlatır artık :) Sonunda... Edebiyatçı bloger :)
O gümbür gümbür, kulak zarını yok etmeye programlanmış müzikten ve her daim her düğünde hazır ve nazır duran sürekli dans eden, hiç oturmayan kişilerden söz etmek isterdim ama...
Anlatmıyim şimdi boş verin.
Ağrıtmayayım başınızı :P
Gel gör ki, izin veren yok mörfi. Gelip bakamıyorum güzel yüzüne :p
Ciddi ciddi bırakmıyorlar gelip bloguma bir iki satır yazayım, arada uzasın yazılar, hatta döktüreyim, ek olarak gidip bloger arkadaşlarla iki yorumun belini kırayım :)
Şimdi şurada, dün akşam gittiğim kına gecesini anlatmak isterdim.
Gitme ihtimaline dayanan bir bahis oynansaydı; gitmemem üzerine epey para yatıracağım bir kına gecesiydi. Hiç oturmayan ve sürekli birşeyler isteyip duran civcivden sözetmek isterdim mesela. Kriz yaşattı bana sağolsun huysuzluğuyla...
Çok güzel oyun oynayan Rezoş'un oyununu anlatmak isterdim :P
İki de bir zoom yaptığım için bana nasıl baktığını burada anlatabilmeyi isterdim :) Lakin gel gör ki; tarifi yok!
Akşam boyunca sessiz sedasız oturan sewdiye'den söz etmek isterdim ama o da bir bloger oldu, kendi anlatır artık :) Sonunda... Edebiyatçı bloger :)
O gümbür gümbür, kulak zarını yok etmeye programlanmış müzikten ve her daim her düğünde hazır ve nazır duran sürekli dans eden, hiç oturmayan kişilerden söz etmek isterdim ama...
Anlatmıyim şimdi boş verin.
Ağrıtmayayım başınızı :P
Etiketler:
Dırdır zırıltı,
İşler güçler bu alemde,
Öylesine yazdım işte
04 Ekim 2009 Pazar
SEL YOK Dİ Mİ?
Dışarıda nasıl bir yağmur var anlatamam. Rahmete gark olmaktayız. Dün iyi ki çıkmışız dışarıya.
Yorulduk morulduk ama değdi güzeldi :P
Yorulduk morulduk ama değdi güzeldi :P
Etiketler:
Öylesine yazdım işte
03 Ekim 2009 Cumartesi
EMİNÖNÜ
Bu cumartesi hava da pek güzel. Gezilebilir mi acaba civcivle dışarıda? Eminönüye gitsem mi ki?
Kışın istense de çok çıkıp gezme şansım olmaz canım şehrimde.
Değerlendirsem mi ki?
Etiketler:
Fotoğraf,
Gezdim tozdum,
Görmek lazım
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

