Sayfalar

30 Aralık 2011 Cuma

Mübarek olsun

Bugün cuma. Çok iyi başladım güne elhamdülillah.
Böyle devam etmesini, her cuma olduğu gibi sinir harplerinin birinden çıkıp, diğerine selam çakıp rezil bir gün geçirmemek için dua ediyorum.

Hava soğuk ama burnumu çekip, servisi beklerken takmıyorum pek durumunu.
Her bakışımda; asabi, dobra ve iş bilir tavrıyla nasıl da babama benzettiğim servis şoförümüzü seviyorum.
Elemanların saat itirazlarını -yardım alarak da olsa- çökerttiğim için kendimi kutluyorum tekrar.

Beş dakika içinde -abartısız- bomboş olan caddenin, keşmekeşe dönüşüşünü hayretle izliyorum.
Herkesin (en dış cephedeki insanların bile) durumum sebebiyle, beni; benden çok umursamaları -nefisten olsa gerek- ister istemez hoşuma gidiyor.

Şimdi aklıma; o etkili sesi çınlayan din kardeşimin uğradığı iftiralara atfen,
bir iş arkadaşımın söyledikleri de geliyor...
'Derya hanım; benim gibi sadece namazını eda edip, günahlardan kaçınmakla yetinen biri bile; o tarz günahlara bulaşma konusunda Allah'tan korku duyup bulaşmıyorsa; o adamın ömrü medresede geçiyor, sence ondaki Allah korkusu, bulaşmasına izin verir mi?'

Axess'i yeniden almaya karar verdim...
Kırgın ayrılmıştık.
Gönlümü aldılar bugün..
Bir sonraki kapışmamıza kadar axess kullanıcam gibi görünüyor...

29 Aralık 2011 Perşembe

Bir çılgın aşık

Geçtiğimiz hafta dayanamadığım bir filmle ilgili iki kelime etmeye geldim...


*Film berbat ötesiydi, izlediğim kadarıyla tabi.
Gerçi ben mi onu izledim, o mu beni illet etti, orasına
karar veremedim.


*Kırk sekiz dakika dayanabildim!
Sonunda öyle gerildim ki; filmi kapattım.



*Ben Kingsley; sözüm sana:
Dostum, bunu senden hiç beklemezdim!

İşte bu da Türkçe altyazı sitesinden bir yorum;


Bu filmi sinemada izledim, arkadaşım davet etmişti filme ve salondaki tek izleyici bizdik. Filmin kötü olabileceğini o an düşündüm ve bir kısmını uyuyarak geçirdiğim bu film maalesef zaman kaybıydı, çok sevdiğim aktris Mira Sorvino da kurtaramamış.

24 Aralık 2011 Cumartesi

Yağmur...

*Geçen akşam serin havada yirmi dakika kadar yürüdüm.
Hem yürümeye ihtiyacım olduğundan hem de gerektiğinden.
Fark ettim ki özlemişim yürümeyi.
Keşke havalar düzelse de daha çok fırsat bulabilsem.

*Dün akşam; işle ev arasındaki onbeş dakikalık yolum
altı çeyrekte başlayıp, dokuzda -sonunda- eve ulaşmamla
sona erdi. Aynı sürede şehirler arası yolculuk yapabilirdim.
Biraz donuk ve yorgundum. Birazcık yağmurun ve cuma
akşamı olmasının bu kadar şeye sebep olabilmesine
anlam veremiyorum.

*Sabah şirkete geldiğimde, senenin ilk karını gördüm.
Normalde bile, oturduğum yerle çalıştığım yer arasındaki hava,
üç dört derece değişebiliyor ama
sabah sabah bu kadar bariz bir farklılıkla karşılaşacağımı düşünmemiştim.
Güzel oldu.

23 Aralık 2011 Cuma

Bazı bazı

Bağırıp çağırarak anlaşan, o şekilde sohbet eden ve bu durumu garipsemeyen hatta kendini
şirketin en normal kişileri sanan bir grup 'insan'la,
aynı ortamda çalıştığıma inanamıyorum.
Ama sadece bazen.
Diğer zamanlar nedense normal geliyor zira...

16 Aralık 2011 Cuma

Mazeret

Konuşurken;
ses tonunda yada tavırlarında,
sürekli eleştirmeye hazır tonlar duyduğum -ama gerçekten sevdiğim- insanların adına, kendime mazeret uyduruyorum.
Dostlarına bir tatlı sözü çok gören tipler gibi bencil olabileceklerine inanmak istemiyorum.
'Yanlış anlamışımdır' diyorum genelde kendime.
Umarım gerçekten öyledir.
Sevdiklerime duyduğum sevgiyi yitirmek istemiyorum.

Şey

Bilme ihtiyacıyla doluyum.Aslında birilerinin suratına bakarken,
içinden gerçekte ne geçtiğini bilebilmeyi mesela...
isterdim.
Ve daha bir çok şeyi.

Soru-n

Cinsiyetini merak etmek ayrı bir mevzu da.
Günümüzde boş, dış, bilmem ne gebelik gibi bir sürü sorun, tahlillerle ve ultrasonla ancak anlaşılabiliyorken;
bundan önce insanlar nasıl hamileliklerinden ve sağlıklarından emin olabiliyorlardı acaba?
Biz mi çok bağımlısı olduk acaba bu şeylerin?

13 Aralık 2011 Salı

Yanak

Bir zamanlar;
yanaklarımın büyüklüğüyle el altından alay etmiş olan
ama aslında kendi yanakları benimkilerden daha büyük olan kompleksli bir vatandaş tanımıştım.
Kendi eksikliklerini; başkalarıyla dalga geçerek gidermeye ve hasır altı etmeye çalışıyordu.
Hak ettiği cevabı er geç vermeyi düşünüyor-d-um.
Fikrim değişti.
Sorunsa şu; hak ettiği cevabı verdiğimde elime ne geçeceği.
Bırakayım da kendisini bulunmaz hint kumaşı ve dünyanın en güzel kızı sanmaya devam etsin.
Er geç, bazı şeyleri fark edecektir.
Korkarım; o körlüğüyle, bu fark etme olayı da acılı olacaktır kendisi için.

8 Aralık 2011 Perşembe

Söz...

*Akşam kızımla, hoş sohbetin havada uçuşacağı bir yere gitmeyi planlıyordum lakin;
havanın yağmurlu olması ve eşimle babiçkomun evde olmaması sebebiyle arabasızlıktan
istediğim yere gidemedim. Onları beklerken keloğlan masallarını izledik ve minik
boyama ödevimizi yaptık kızımla.

*Uyku saati geldiğinde beraber uyumadan önce pazarlık yaptı benimle kızım.
Sabah işe giderken ondan önce kalktığım için beni görmeden okula gittiğini söyledi.
'Dün uyandım' dedi bana, 'sen gitmiştin anne, hep benden önce gidiyosun,
sonra yastığını kokladım, özledim seni.'
Şubatın yirmisinden sonra, hep onunla olacağımı söyledim.
Tarih bile verdim.
Hoş; şubatın, marttan önce geldiğini bilmediği gibi,
bugünle şubatın arasında da ne kadar zaman dilimi olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu.
Fikri varmış gibi davrandı gerçi. Az kaldığı yönünde tespitte bulunduktan sonra;
'söz ver' dedi 'sabah işe gitmeden önce beni uyandırıp öpüp gideceksin.'
Evden erken çıktığım için, epey kaçındıktan sonra, amansız ısrarı yüzünden söz vermek zorunda kaldım.
Sözden dolayı uyandıracaktım da...

*Yirmi beş geçe evden çıkarken; amirale verdiğim sözden bahsedip; 'uyandırsam mı?' diye sordum.
'saçmalama hayatım' dedi bana. 'Bu saatte uyandırılır mı, okul dokuzda.'

*On dakika sonra serviste yol alırken telefonum çaldı. Telefondaki; 'sözümü tutmadığımı, dolayısıyla yalancı olduğumu' söyleyen kızımdı. Onu uyandırmaya kıyamadığımı belki yirmi kez söyledikten sonra, türlü ikna yöntemleriyle ve ertesi sabah muhakkak onu uyandırıp işe gideceğim sözüyle telefonu kapatabildim...

*Şubatın yirmisini iple çekiyorum.

6 Aralık 2011 Salı

Ölçü var mı?

Bazen fütursuz olmak istiyorum.
Allah'tan sadece bazen :)
O kadar da umutsuz durumda değilim yani.

2 Aralık 2011 Cuma

Uyku (1)

*Anormal şekilde uyku arayışındayım. Gözlerimle uyku arasında; ufacık bir istek anı söz konusu.
Dakikada emri altına giriyorum.
Civcivi uyutma bahanesiyle yanına her uzandığımda, yüksek ihtimalle ben ondan önce uykuya dalıyorum.

Yaşadıkça

Şaşırmaya devam ediyorum.
Bu iyi bir şey mi? Evet iyi bir şey.
Ben halimden memnunum en azından...

Ummadığım, ummayacağım insanlarla, tahminlerin dışında sohbetler ediyorum.

Ön yargı denilen huyumun ne kadar yanıltıcı olabileceğini; bir kez daha ve birebir görüyorum.
Ama bu; -yine de- ilk izlenimde edindiklerime güvenmeyi bırakacağım anlamına gelmez...

1 Aralık 2011 Perşembe

Şüphesiz ikincisi

Bilinirliğin insanın rahatını bozan başlıca şeylerden biri olduğunu bilirdim.
Şimdilerdeyse eminim...
Belki elimi kolumu bağlayan, yazmamı engelleyen tek şey bu aralar bilinirlik...
Etkisi garip. Kimisinde gaz, kimisinde fren.