Sayfalar

29 Şubat 2012 Çarşamba

Çözüm

Afganistan'da Kur'an yakma olaylarıyla ilgili bir haber izlerken; kızım,
"Anne bunlar neden kızmışlar?" dedi.
"Kızım; yabancılar Kur'an yakmışlar,
bu insanlar da bizim gibi müslüman,
kitabımızı
yakanlara kızmışlar" dedim.
Niye yaktıklarını sorunca da;
onların bizim gibi müslüman olmadığını,
üç tane Allah olduğunu sandıklarını,
gerçeği bilmedikleri için,
kitabımızın da doğru olduğunu bilmediklerini
anlattım.
"O zaman söyleyelim onlara" dedi kızım. "Allah'ın two değil, three değil, four değil,
one tane olduğunu söyleyelim."
Keşke her şeyin çözümü bu kadar kolay olsaydı...

19 Şubat 2012 Pazar

İkinci Milad

17 Şubat 2012 Cuma 09:26...
Dünyaya geldiğin gibi evimize de tez vakitte doğarsın inşaallah...
Rabb'im biz bizi bıraksak da sen bizi bırakma...

8 Şubat 2012 Çarşamba

Hiç düşünmemiştim

Bu cuma değil, bir dahaki cuma...
Hayırlısıyla. 17 Şubat hiç aklımda yoktu oysa...
Nasip...

-Öz bilmem neyi;
Genelde iyi biri olduğumu düşünürüm.
Ama bazen, bunun; kendini beğenmişlikle ilgisi olup olmadığını düşünüyorum.
Ben iyi olduğumu zannediyor,
ve durmadan yakınır şekilde ortalıkta dolanıyor olabilirim
ama aslında buna karar vermek bana düşmez.
En az kırk kişiye sormak lazım bence.
Dili tutmak, yakınmalardan kaçmak lazım...-

Dün -ağzı dualı- olarak tanımlayabileceğim bir arkadaşımla
görüştüm.
Anladım ki özlemişim. Bu hafta sonu son özgür hafta sonum.
Gerçi artık hafta içi de boşum. Ama civcivin de eşlik etmesini
istiyorum.
Özgürlüğü değerlendirip, cumartesi bir ziyarete kalkışsam iyi olacak galiba.
Rabb'im ona; temiz gönlündekileri gerçekleştirmeyi nasip etsin inşaAllah.

5 Şubat 2012 Pazar

N'oldu tutamadın mı tüylü bamya?

Bu günleri çok da uzak olmayan bir dönemden hatırlıyorum ben.
Gerçi Sedef'imde son üç haftaya kadar çalışabilmiş, her gün bir-bir buçuk saat yürümüş, zerre ağrı rahatsızlık vs. yaşamamıştım.
Ama durum aynı. Davul gibi oldum yine. Uyku uyuyabilmek maharet, bazen yatmak zulüm, yürümek bile penguenimsi insan görünümüne geçtiğimi düşündürüyor ve biraz sıkıntı veriyor ama
elbette ki şikayetçi değilim. Zaten normalde de  pek kibar, nazenin bir tip olmadığım için yabancılık çekmediğimi de çekinmeden söyleyebilirim...
Günlerim her gün; 'işi gerçekten bıraktın mı anne?' diye durumunda güven tazelemesi yapmakla meşgul olan kızımla geçiyor. Öğle uykusu denen kavramla otuz bir yaşında tanışmış biri olarak, bunu bazen hatta çoğu zaman kızımla birlikte gerçekleştiriyoruz. Elleri her daim iki yanağıma yapışmış, mütemadiyen gelip şapır şupur öper bir ruh halinde.
'Canım anneeeeem, çok severim seni beeeennnnn' gibi o an uydurulmuş şarkılarla sevgisini anlatıyor arada sırada bana.
Bazen babasını kıskandırıyor bu durum ama beni biraz da endişelendiriyor. 'Kıskanmasına sebep olmaz bu haller inşaAllah' diye dualar ediyorum.
İşe gittiğim dönemdeki asabiyeti eskisine nazaran azaldı diyebilirim.
Hayır tamamen bitmedi tabii ki. Halâ kendisi bir canavar.
Ama önceleri on canavar kıvamındaysa; şu an üç canavar etkisinde denilebilir...
Yusuf'umun tam zamanında (inşaAllah hayırlı ve sağlıklı olarak) hayatıma gireceğini düşünmemin bir sebebi de;
kızımın psikolojisinin verdiği bu sinyaller olabilir diye düşünüyorum.
Çalışan annenin kızı olmaya dört yıl dayanabildi sadece.
Sürekli 'aman yavrum, homini gırtlak yiyoruz' diyen tonton bir doktorum var. Kadıncağız; makineli tüfek gibi konuşan, şekerden yapılmış bir bomba gibi. Bebek kilo aldıkça 'elhamdülillah çocuum' deyip duruyor, yüzü daha bir güleçleşiyor. Sürekli kontrol altında olmak, sandığımdan daha da tedirgin ediciymiş bu arada.
Her gidişimde içimde bir korku. Yüreğim küt küt.
Henüz işi, iş hayatını özlemem için erken gibi geliyor. Sadece iki haftadır evdeyim şimdilik. Ama kendime bir meşgale bulmam lazım gibi geliyor. Hoş; meşgalenin büyüğünün gelişine azıcık bir zaman kaldı inşaAllah ama
olsun aralara bir şey sıkıştırmak lazım gibi geliyor.
Bir de; şu reklama bayılıyorum ya :))))
Her çıktığında ilk kez izlemiş gibi kopuyorum :))

3 Şubat 2012 Cuma

Hayırlı cumalar...

Kudretli, Azametli Öğreticim! Sevgili Peygamberim!

Etrafındaki insanlara ve senden sonra geleceklere öğretici oldun. İnsanları zengin-fakir diye ayırmadın. Eşitlik ve adaleti sağladın. Allah'ın şeriatından kıl kadar ayrılmadın.''Ben Muhammed, Hakk'a yemin ederim, hırsızlık yapan kızım Fatıma olsa yine cezalandırırım" diyerek, adaletten asla ayrılmadın. Bir hurma lifi ile bir su kırbası idi eşyan. Şimdi bunları söylerken ben haya ediyorum, sanırım aynı hissi duyar okuyan.


Ümmetin olma şerefini verdiğin bizler, sana lâyık değiliz. Dünyalık ne varsa kaplamış içimizi, kalplerimiz mal-mülk sevdasında, ne olur bizi koyma bu dünya muammasında...
Musa Tektaş...